ANA SAYFA   ÖZGEÇMİŞİM   DÜŞÜNCELERİNİZ   İLETİŞİM
 
Büyük Klüp Dergisi
(CERCLE d'ORIENT)


Ekonomik Durum Gazetesi
Ahhh hürriyet
Sarışın perçemli hanımın yazdığı seks ve porno kokan post-modarn yazılar hangi hürriyet anlayışına giriyor?
karakolda2
 

başkan ve karpuz

 BAŞKAN VE KARPUZ

 

 

Başkan, sanki O’Henry’nin en ünlü hikayelerindeki  bir tipin rahatlığı ile,gayet sakin ve kendinden emin,aparmanın karşısında yeni açılmış karpuzcu tezgahından kaldırıma fırlamış ve yola düşmeye ramak kalmış en az beş kiloluk yeşil renkte ve siyah çizgileri kendiliğinden oluşmuş, bu sıcak yaz gününde soğuk bir duble rakı ile ,hart ile parçalanıp yenmesi için düşlerin kurulduğu Diyarbakır karpuzuna bir futbolcu kıvraklığı ile ayak koyup,karpuzun yola düşmesini önledi. Karpuz artık kendi hakimiyet sahası  içinde idi.

 

Başkan önemli bir kamu kuruluşun seçimle iş başına gelmiş,yani seçilmiş,meclis başkanı idi.Geri kalmış bir ülkede tüm seçilmişlerin kaderine ortak olarak,hayatında pek  kitap okumamış,önemli bir film seyretmemiş,Mozart’ın ya da Rambart ‘ın adını duymamış,Dünya görüşü sadece iki yılda bir seçim kazanmaya odaklanmış,Türk kara cahillerinden biri değildi. Aksine iyi bir kültür almış,İki lisan bilen aydın bir kişiliği vardı.Ancak küçük oynamaktan,büyük düşünmeye vakit bulamamıştı.

Sempatik ve yakışıklı bir adamdı. Çok rahat,.güzel ve estetik  yalan söylediğinden,Alman Lisesinden mezun olduğuna ve iyi Almanca bildiğine şüphe ile bakılırdı.Yaşantısı Kamu Kurumunun seçimlerinde kulis yapmak,seçilirse ( doğal olarak daima seçilirdi) önemli bir kişi olduğunu vücut dili ile herkese hissettirmekti..Aynı kuruluşta hukuk Müşaviri olan Mahir’e sık-sık uğrardı .

-Mahir ne kadar büyük adam olduğum gözükmüyor mu? Herkes benden çekiniyor. Önce Genel Sekreter. Karizmamı ve ışığımı görüyorsun değil mi?

Mahir kıvrak zekası ile,düzene hemen  uyarak Başkana  beklenen yanıtı verirdi.:

-Büyüksün Başkan. Gelmiş geçmiş elli Türk büyüğüne rahat girersin Kurumda herkes çekiniyor ve korkuyor senden.

Aldığı gaz ona bir hafta yeter,bütün komite toplantılarında,erişilmez bir insan olduğunu kabul ettirmeye çalışırdı.

Yardımseverdi. Ancak bulunduğu makam itibariyle yaptığı her yardım karşılığında ufak tefek menfaatler isterdi.Büyük işlerde gözü yoktu. Konumu itibariyle istese inanılmaz rüşvetler alır,büyük işler bitirirdi.Ancak en büyük zevki,Kurum başkanınını Odasından çaktırmadan bütün likörlü çukulataları götürmekti.

.Ancak belki de,tahsili,aile yapısı,içinde bulurduğu kamu kuruluşunun bu işlere pek pirim vermemesi nedeniyle; iş-bitiriciliği,karpuz –kavun tezgahlarının zabıta denetiminden aklanması,kuruyemişçilerin kuirim önünde satış yapmasına izin vcerilmesi,zabıtanın kovalamadığı seyyar satıcılar ve  milli piyango satıcıları ile sınırlı kalmıştı.İstese örneği  yüzlerce olan,düzenin büyük iş bitiricimler kervanına rahatça katılabilirdi. Nedense hep ufak oynamayı seçmişdi. Yapısı bu idi.Belki de aileden gelen aristokrat yapı onu engelliyordu.Ya da ulaşamadığı yalçın kayaların yerine ufak bir tepede gır-gır yapmak onu mutlu ediyordu.Örneğin 5 TL ödeyerek geçeği motor turnikesinden:

-         Ben Kurumun Başkanıyım ,

diyerek,bedava geçmesi, onun için milyon dolarlık ihale iş bitiriciliği kadar kendisine keyif veriyordu.Seyyar satıcıya umut vermek,köftecinin parasını ödememek,bedava ziyafetlere gitmek,hatta ramazan çadırlarında yemek yemek onun büyük keyfiydi. Küçük adam mıydı ?Herşeyin erezyona uğradığı bu düzende yalandan deliliğe mi veriyordu işi..,Küçük adamı oynamaktan zevk mi alıyordu?Yoksa kendisi mi küçük işleri seviyordu? Bu husular hiç bir zaman anlaşılamadı.

Yenikapı’ya ara-sıra uğrar içtigi  çayın ve yediği lahmacunun parasının Mahir tarafından ödenmesinden büyük zevk alırdı.

Başkan Hulusi ,seçim kulislerinin aranan adamı idi. Herkesin ikili veya üçlü oynadığı olaylarda en az yirmili oynardı. Bunu da demokrasinin bir cilvesi olarak görürdü.

Günlerden mayıs,kırlarda cocukların oynadığı,kuğuların şarkı söylediği bir ilkbahar günü.Başkan Kamu Kurumunun karşısındaki parkta oturmuş,etrafını saran posta memuru kılıklı insanlara bir şeyler anlatıyor,hararetle.Dört kulak dinleyenlerin,ellerindeki tomar biletlerden seyyar piyango bayileri olduğunu anlıyoruz.Yaklaştıkça geçinmenin ve para kazanmanın bu  kurtlar sofrasında ve ekmeğin aslanın ağzında olduğu İstanbul’da piyango bileti satıp para kazanma peşinde umut insanları olduğunu düşünüyor Mahir ..

 

Piyango biletçileri bir an için kadrajından çıkıp,Başkan’ın tavla oyunu geliyor Mahir’in aklına. Geriye dönüşle Beyoğlu  santranç kulübündeki tavla partisini yaşıyor,Başkan seyyar piyangocuları duygu kıskacına almışken.

Mahirle arası pek iyiydi.Başkan’ın .Çünkü herkesin gır-gıra aldığı Başkana Mahir önem verir onun ufak üç-kağıtlarını görmemezliğe gelirdi.Ayrıca önemli bir Fener-Galatasaray maçında Şeref tribününde yerini vermesi Başkanı Mahire çözülmez bir bağla bağlamıştı.

Herkese bir laf söyler,dedikodusunu yapar,ancak Mahir’in lafı geçince:

-         Mahir sanatçı ve kültürlü bir Avukat.Şeref tribününde bana yerini verdi…der. Ancak laf altında kalmamak için.. Bende Mahiri her yerde korurum..diye ilave ederdi.

Mahir’in zaman-zaman gittiği satranç ve tavla şampiyonlarının devam ettiği Beyoğlunda bir lokal var. Ünlü tavlacılarda orada. Mahir’in davetini Başkan geri çevirmedi. Ayrıca kendisinin  mahallenin tavla   kralı olduğu söyledi.Bugüne dek Başkan’ın tavla oynadığını bilmeyen Mahir,içinde kuşku ile Başkanla tavla  şampiyonayasına  gitmeye karar verdiler.Gitmeden Mahir içindeki kuşkuyu gidermeye çalıştı.

-         Başkan,tavla üstadı olduğunu bilmiyordum.

-         Ben her yerde oynanam Mahir. Mahalle beni bilir. Allahıyım bu işin. Korksun benden şampiyonlar.

Yarışma günü birlikte Beyoğlu’ndaki lokale gittiler.Karşılama görkemli oldu. Herkes yeni bir tavla şampiyonunun Kulübe geldiğini sanıyordu..Mahir’in biraz da gazı ile,Başkan birden kendini şampiyonların ortasında buldu. Teklif onlardan geldi:

- Turnuva başlamadan Başkanla bir-iki oyun yapalım.

Mahir’in hinliği tuttu:

-Buyur Başkan turnuvadan önce kısa bir oyun

-Mahir bu gün hiç formda değilim

Mahir Başkan’ın çok az( veya hiç tavla bilmediğinin ) hemen farkında. Az-buz bilse hemen atlardı diye düşündü.Ancak ısrarı bırakmadı.Böylece Başkan’ın yıllar boyu söylediği yalanlardan birisi ortaya çıkacak,belki bu ona bir şok etkisi yaparak,insanları kandırmaktan vazgececekti…Israrla yineledi:

-         Olur mu Başkan,arkadaşlar bir ustanın oyununu izlemeye gelmişler.

Başkan yiğitliğe bok sürmeden ,mecburen tavlanın başına oturdu.Rakibi Kulübün eskilerinden Necati Bey.Halim selim ,eski İstanbul  beyefendisi. Hile-hurda bilmez.Her şeyi, özellikle tavlayı kuralına göre oynar. Yılların tavla şampiyonu.

 Sedef kakmalı tavla geldi.. Herkes merak içinde.Zar kutusu ortaya kondu.Başkan sanki yılların tavlacısı.  Tavla hakkında tek bildiği birkaç,temel kural. İki farklı zar gelirse kapı alınır.Büyük zar gelince kaçılır. Önemli kapıları almak lazım falan.Başkan sadece bu kurallara rağmen  o kadar kötü oynuyor ki.Bunun sadece Mahir farkında. Kazanması mümkün değil.Millete kepaze olacaklar,,Ti-ye alınmak cabası.Sonu nasıl gelir diye heyecan içinde.  Başkan bir pundunu bulup,oyunu bırakır diye düşünürken, olağandışı bir şeyler oldu.. Başkana inanılmaz güzel zarlar gelmeye başladı. Hiç bilmeyen bile bir şeyler yapar. Ancak Başkan yine saçma –sapan oyunu sürdürüyor. Her oynayışında takdir sesleri yükseliyor seyircilerden:

-         Bravo,Başkan yepyeni bir taktikle oynuyor..Riskli amma yaratıcı bir oyun sitili var.

-         Şaşırıyoruz,birader,ne kadar değişik bir oyun

-         Bak,bak orada kırmadı. Kaçmayı tercih ediyor.

-         Necati oğlum ,unutmuşsun sen bu oyunu.

-         Hayret tavla literatürüne yeni bir hava geldi…

-         Başkan tavlanın Kasparovu birader.

 Başkan esip gürlüyor.  Şansı yaver gidiyor. O denli  kötü oynamasına rağmen,neredeyse kazanacak. Hemen durumu kavrıyor.Kazanırken oyunu terk etmesi gerekir.Aksi halde bütün prestiji gedecek. Yani boku yiyecek başka bir deyişle.Birden ayağa kalkıyor,saatine bakıyor. Ve Özür diliyor.

-         Beyler izin verirseniz bir telefon görüşmesi yapmam gerekecek, Peder alzemheir hastası. Bıraktım geldim evde. Aramam gerekir.

Öbür odaya geçiyor. Birkaç dakika sessizlik. Üzüntülü bir yüzle dönüyor.

-         Üzgünüm arkadaşlar, Durumu ağırlaşmış, Gitmem gerekir.

Tavlacıların geçmiş olsun temennileri ile hızla odadan çıkıyor.Mahir kapıya  kadar geçiriyor. Ayrılırken kulağına fısıldıyorMahir’in

-         Mahir bu ibneliğini ömür boyu unutmayacağım.

Mahir gülüseyerek karşılık veriyor:

-          İyi yırttın Başkan,Kahraman oldun tavla aleminde.Kallavi sokağının kralısın artık...

Mahir Salona döndüğünde

 Hiç beklemediği takdir konuşmalarına tanık oluyordu. Demek ki Başkan ünlü tavlacılara da kendi tabiriyle “ zokayı yedirmişdi “

-         Be birader büyük oyuncu

-         Yeni bir taktik uyguluyor  galiba..

-         Mahir ekmeğimizi elimizden alacak Başkanı artık getirme buralara..

Mahir gülmemek için zor tutuyordu kendini. Hafiçe kasılıyor. Sanki Başkan’ın menejeri edasıyla:

-         Vakti hiç yok aslında Ama ilerleyen günlerde size bir maç ayarlayabilirim…

İstiklal caddesine çıktığında kendi kendisiyle konuşuyordu adeta. Demek ki bizim hamurumuz buydu. Kimin ne söylediği,kimin yanlış yaptığı, ne ürettiği belli değildi. İnsanlar bir yerlere nasıl geliyordu,bilinmiyordu.Suyu getirenle testiyi kıranını aynı olduğu başka bir toplum düşünülemezdi..Bu denli yalan-dolanın dolaştığı ,insanların birbirine bu denli kazık attığı  başka bir ülke varmıy dı? Tavla kazığı ve yalanı çok masumdu büyük yalanlara göre. Zaten Başkan da istese de büyük yalanlara ve anforlarlara kapalıydı. O denli duygusal bir yanı vardı. Bel ki de burjuva ve Selanik kökenli ailesinden aldığı, terbiyeyi ve görgüyü tümüyle silememiyordu beleğinden..Aslında ülkeden kopmuş, 18 miyonluk nüfusuyla ayrı bir Dünya olan İstanbul için geçerli bir davranış biçimiydi. Bu yalan-dolanlar olmadan bu kadar niteliksiz insan nasıl yaşayacakdı. Paris de kalabalıktı  amma, oralara ayda milyonlarca turist geliyor,para bırakıyor,döviz gerilimi azaltıyordu.Bu büyük mega köy-kentte böyle bir imkan yoktu.Varoşlar , lüks semtlere,iyiler,kötülere ve

burjuvalar , köylülere  karışmışdı. Melon şapkalı insanlar zaten kaybolmuşlardı.Eski İstanbullu yok olmoştu. İstanbul’un kalan burjuvaları ise,iyice içlerine kapanıp,Modadan dışarı çıkmıyorlardı. Bu düşler içinde İstiklal Caddesinde yürürken,birden bir tramvay çanı duydu:

-         Çan,çan,çan,çekilin yoldan geliyor vatman:

Aman allahım ölmüşmüy dü yoksa Mahir. Bu çocukluğunun tramvay sesleri idi. Bağdat caddesinde,Yenikapı Kurutuluş arasında,Halaskargazi caddesinde o güzelim tramvaylar. Ama onlar kalkmamışmıydı.Köşkler yıkılmamışmıydı.Rüyadamıy dı yoksa.Ya da birbilim kurgu filminin etkisindemiydi? Yenikapı’dan taa Kurtuluşa kadar 25 kuruşa tramvayla giden kendisi  değilmiydi? Yenikapı’da sanat ve osyalizm tartışmalrı yaparken,bu fikirlere kapalı otoriter hakim babası  Hilmi Bey:

- Oğlum ne yapıyorsun bu saatlere kadar Yenikapı’da tabii o kominist arkadaşlarınla Vatanı kurtarıyorsun değil mi? Oysa Mahir’in doktrinel yanı yoktu. Sanatçıydı ve işin gırgırındaydı.Bu nedenle Hakim beyin korkusundan zamanında gitmek isterdi eve. Son Yenikapı- Kurtuluş tramvayına yetişmesi gerekirdi. Genelde para bitince 25 kuruş borç parayı Nizo’dan alırdı..En sıkı Nizo’da daima para bulunurdu. Çünkü babası Yenikapı’nın en tanınmış odun tücacarı idi. O zmanın solcu gençleri vurma-kırmadan uzak,hayali Sodsyalizm düşleri içindeydiler.Bu ayakları yere başmamış düşle iki kuşak gençliğiu harcamışdı. Şimdi ise Başkanlar hakimdi duruma.

Birden uyandı uykusundan, sembolikTaksim- Tünel tramvayı( İstanbul’da yalnızca bir nhatta tramvay kalmışdı) Mahir’i ezmek üzereydi. İrkilerek yana kaçtı. Bu kez Devrimci gazeteler ( ! ) satan genç çocukların bağırtısıyla iyice uyandı.

-Yazıyor Devrimci Yol. Okuyun ve uyanın : Hastane soygununu yazıyor. Hastanelerde rehin kalan insanları yazıyor. Hastane boçlarından evini barkını satanları yazıyor. Okuyun.Bu düzen değişmeli…

Kulaklarını bütün seslere tıkadı. Çünkü bu sesleri yıllarca önce de duymuştu. Hiçbir şey değişmemişti,ya da değişememişdi. Ortada büyük bir yalan vardı  taa gencliğinden bu yana. Ve bu yalanlar bir-iki kuşak gençliği ortadan silmişti.

Elleri cebinde İstiklal caddesinin dar ara sokaklarında kayboldu gitti.

 

Gariban piyangocuların gürültülü konuşmaları düşünden uyandırdı Mahir’i. Satıcıları peşini bırakmıyordu,Başkanı’ın ,Seçim zamanı yaklaşıyor. Piyango satıcıları Meslek Komitesinin oylarına ihtiyaç var. Güzel bir Mayıs günü bir toplantı ayarlıyor Kurumda. Özel salon açılıyor. Çaylar kahveler. İçerisi tıklım-tıklım. Doğal olarak çaylar şirketten.Başkan konuşmasını önceden hazırlıyor. Vaatlerle dolu bir konuşma. Odak noktası satıcıların öteden beri önemli bir sorunları var. Şirketin etrafında piyango bileti satmak yasak.Başkan sular seller gibi konuşuyor.Konuşma bitiyor.   Satıcılar dağılıyor.Belli ki Başkanın konuşması mutlu etmiş  onları. Belki de Başkanın dağıttığı umutların sonunda kuğular gibi şarkı söyleyeceklerdir.Çocukları  da bu şarkıya katılacaktı evlerinde. Çünkü Kurumun  etrafında piyango bileti satmaya izin vermiyordu,Belediye zabıtası.Başkan bu yasağı kaldıracaktı.

Mahir işten yeni çıkmıştı. Merak edip,dağılmaka olan kalabalıktan birisinine yaklaştı.

-         Ne o hemşerim. Başkan size neler söyledi sizlere ,bu güzel Mayıs günü.

-         Başkan büyük adam abi. Bizlere ,gariban piyango bayilerine ,Kurumun etrafındaki  yasağı kaldıracağını garanti etti. Belediye reisi ile görüşecekmiş.

-         Öylemi ne istedi sizlerden .Bu iyiliğine karşılık.

-         Hiç ağabey, Başkan büyük adam.

-         Söyle,söyle ,Benden çıkmaz.

Piyango satıcısı gülümsedi. Umudunu yitirmek istemiyordu. Birşeylere güvenmesi gerekiyordu.Bir iç geçirdi. Göğsünü kabartarak.

-         Önümüzdeki seçimlerde Piyango Satıcıları Komiteleri Başkana oy vermeye söz verdik. Hak ediyor bunu.

Aradan aylar geçti. Başkan aynı kalabalığı aynı nutukları çekiyor... Sonra seçim günü geldi.  Bayilerin oylarıyla Başkan tekrar seçimi kazandı. Ancak Kurumun önünde bilet satmak yasağı kalkmadı. Seyyar bayiler ser-sefil. Kaçak bilet satıyorlar, zabıtaların kovalaması altında. Başkan görünürlerde yok. Nutukların da ardı-arkası kesildi.Bayiler hergün konuşmak için Kurumun kapısını aşındırıyorlar. Sekreter her zamanki nezaketi ile gelenleri geri çeviriyor.En sonunda soğuk bir kış günü sabahı seyyar biletçiler İTO önünde toplanıp,Osmanlı Devletinde Yeniçerilerin 3.Selimden sadrazam kellesi istemesi gibi ,

-         Bize Başkanı verin diye bağırmaya başladılar..Yöneticiler Başkanı arka kapıdan kaçırarak önemli bir faciayı önlediler. Ancak ertesi günün gazetelerine manşet oldu Kamu Kurumu.

 

Başkan bir komite toplantısında kendisine neden geç kaldığını ihtar eden,üyelerden birisini tekme tokat dövmeye başladı.Aslında Başkan’ın öyle ufak-tefek işlerden adam dövdüğü pek görülmemişdi. Özellikle seçimlerde iri gövdesiyle şöyle bir görünür.Çıkarı  yoksa geleneksel seçim kavgalarına pek iştirak etmezdi.Seçimin yapıldığı kongre salonunun önündeki simitçi,lahmacuncu ve poğaça satanları tatlı diliyle ikna ederek, yada:

-         Bak burada kalmanız ve satış yapmanız benim bir işaretimi bağlı tehditleriyle bedava aldığı,simit,lahmacun,ekmek içi köfteleri kendi seçmenlerine  dağıtırdı. Komite üyesinin dövüldüğü gün,suçüstü olmaması için  komite raportörlüğünü yapanMahir akıl verdi:

-         Başkan hemen tüy buralardan ,gelen polis memurlarını ben idare ederim..sözüne uyarak Selami birden görünmez adam oldu. Ve suçüstü korkusundan bir hafta ortalarda gözükmedi.Başkanın neden gariban komite üyesini dövdüğü uzun süre tarkışıldı. Kamu Kumrunun meclis koridorlarında, tahminlre göre Mehmet Bey iki üç defa Başkan’ın yerine seyahate yazdırmıştı kendisini.Yani ortada yine bir menfaat çatışması vardı. Yoksa Başkan niye ufak tefek Mehmet beyi dövsün.

Soruşturma için karakoldan polisler geldi. Mahir idare ediyor.

-          Sayın amirim Başkanımız çok hasta,önemli bir seyahate çıktı..gibi. Sonunda tutuklama riski ortadan kalkınca Başkan bir ifade verdi. Açılan dava yıllarca sürüp gidiyor. Yani Başkan Mahir’in sayesinde tutuklanmaktan yırttı. Ne yapmak lazım.

-          Başkan dedi Mahir. İfadeye giderken usuldendir .İyi bir gömlek veya kravat götür komisere. Sen Tekstil  Meslek  Komitesinin Başkanısın . En iyisinden.Uyduruk bir şey olmasın haa..

Sonraki günlerde komiserlikten bir telefon geldi:

-         -Alo Mahir Bey. Sizin araya girdiğiniz Selami Bey ifadeye geldi bize.

-         Aman komiserim. Teşekkürler yardımınız için,

-         -Alınma amma çok saygısız adammış başkanınız? Neyin .başkanı o Avukat bey.

-         Aslında başkan falan değil de bir ara komite başkanıydı . Gırgırına başkan diyoruz.

Neden komiser bey. Bir hatası mı oldu?

-         Nedeni var mı . Kullanılmış kravat getirmiş,bizim çocuklara. Rezil oldum.

O günden sonra,Oda Meclisinde kravatını Başkana gösteren herkes:

- Başkan şu benim kravat da amma kirlenmiş. Bir temizleyiciye göndersen.. demeye başladı.

Başkan’ın Mehmet Bey’i dövmesi daha sonra anlaşıldı. Komite toplantılarına üç-kez arka arkaya gelmeyen tüzüğe göre komite üyeliğinden ve Başkanlıktan düşer.Böyle bir durumda kendi yerine yedekten gelen Mehmet Bey’i istifa etmesi için zorlamış. İstifa etmeyince:

-         Sen benim yerme geçecek adammıısın diye. Hiç günahı olmayan komite arkadaşını bir güzel dövmüştü.

 

Mahir,Adliyeye çıktığı bir gün,koridorlarda Başkana rastladı.Görmemezliğe geldi. Ancak Selami hemen yapıştı:

-         Ne o Avukat bey,görmüyorsun artık Başkanını

-         Yok,Başkan estağfurullah. Duruşmaya yetişeceğim.

-         Sonra gel de,bir tur atalım..Başkanın turdan amacı,bilirkişilik için hakemlerle tanışmasıydı.Mahir kaçamadı. Duruşmadan sonra bir-iki hakimi tanıştırdı. Başkan kartlarını önceden hazır etmişti.

-         Mahir,sıra bende. Ben yapılan iyiliği unutmam. Bakırköy’de bir işim var. Ben de seni orada tanıştırayım.Bakırköy Adliyesi yeni açılmıştı. Aslında Mahir orayı ziyaret etmek istiyordu. Başkana hiç inanmamakla birlikte,onu da kırmak istemedi. İsteksiz bir tavırla:

-         - Gidelim,Başkan amma bende hiç para yok. Bilirkişi ücretini de alamadım. Taksi parası senden..

Başkan kolay anlamında başını salladı.Adliyeye geldiklerinde Başkan’ın bilinen sızlanmaları:

-         Ah be Mahir parayı evde unutmuşum. İstersen bak arka cebime

-         Başkan nasıl olur,ben senin hatırın için geliyorum. Zaten gelecektin. Senin davetlinim.

Başkan döğünerek ceplerini boşaltıyor,terliyor,kalp sıpazmı geçirdiğinden tehlikeli bir durum.

-Sevgili ağabeycim. İnanmıyormusun bana. Koskoca kurum başkanı yalan söyler mi. Kuran çarpsın evde unutmuşum cüzdanımı.

Sonunda Mahir yanında her ihtimale karşın sakladığı yabancı parayı bozdurarak hayli yüklü taksi üctetini ödedi.Başkan gayet memnun:

-         Mahirciğim bu iyiliklerini unutamam. Seni öyle bir prezante edeceğim ki,. Bu Adileyenin aranan bilirkişisi olacaksın. Yarım saat sonda Üçüncü Ticaret Başkanının Odasında buluşalım.

Mahir kararlaştırılan saatte Mahkeme Başkanının Odasının kapısıda beklemeye başladı. Bekle-bekle yok. Herhalde içeriden çıkamıyor diye düşündü.Kapıyı saygılı bir tavırla açtı:

-         Efendim,…Hulusi Bey’le ile burada buluşacaktık. Geldi mi acaba. Yanıt soğuk ve sertti:

-         Hayır öyle birisini tanımıyorum.

 

Başkan ilerleyen yıllarda eski formunu kaybetti. Artık eskisi gibi güzel yalanlar söyleyemiyordu. Ancak bütün Odanın sembolü olmuştu.Son seçimleri kaybedince iyice içine kapandı. Her şeye ve herkese küsmüş gibi gözleri başka okyanusların dalgaları ile boğuşulordu.Vücudu mecalsizdi..Bu arada kalp spazmı geçirdi.En yakın dostu Kibar Bülent’le bile görüşmez oldu.Gönlünü almak için Oda Meclisi kararı ile Amerika Seyahatine davet edildi. Bedava seyahati çok sevdiği halde,gelmek istemedi. Ya bir şeylere kırılmışdı. Ya da geçmişin muhasebesini yapmak,iyi bir aileden gelmesi gerçeğiyle yüz-yüze bırakıyordu Başkanı.Acaba bilinçli bir pişmanlıkmıydı bu okyanus sessizliği.Herkes ayrı bir yorum yapıyordu.

Hastalığı ilerliyordu.Durumu epeyce ağırlaşmıytı. Av. Mahir komiteden esprili bir arkadaşı ile hastane ziyaretine gittiler.Amaçları Başkanı güldürmekti. Mahir Avustralya seyahatinden aldığı,kanguru derisinden kovboy şapkasını yatakta mecalsiz yatan Başkanın kafasına gecirdi.Komite üyesi Rasim gömleğini yukarı çekti.Başkanı güldürmek için altına erotik resimli bir t-şort giymişti. Hulusi hafifçe tebessüm etti.Geçmiş günlerde olsaydı kahkahalarla güler,hemen karşılık verirdi.Keyfinin olmadığını anladık. Dereden tepeden konuştuk,Veda ettik.

Bana göre yorulmuştu Başkan…Bu toplumdaki her insan gibi,hepimiz gibi. Belli bir kültür birikimi vardı. Kumkapı meyhanelerinde para için keman çalan konservatuar öğrencilerine benziyordu. Arabesk çalsamasına  gerek yoktu. Amma o,bu davranış biçiminin yaşamak için gerekli olduğuna inanmışdı. Bu kurtlar ayakta kalmak için gerek şart sayıyordu dönekliği ya da ikili üçlü oynamayı.Ancak bir şeyi unutmuştu. Kendisi iyi biraileden geliyordu. Benzerleri gibi yirmidört saat kurt omamıyordu. Arad bir Mahirle klasik müzik dunliyor,Alman konsolusluğunun. Bir de küçük menfatler peşinde okşmuştu hep. Bedava bilet ve karpuzla olmuyordu bu  iş. Yürüteceksen tonlarca karpuzu yürütecektin. Yoksa ayağınla tek Diyarbakır Yeşilini itelemek hiçbir şeye yaramıyordu. Aslanda iç zenginliği vardı. Ancak Oda camiası  onu yanlış tanımış,daha doğrusu kendisi yanlış tanıtmıştı.Erezyona karşı direneceğine,kendisi erezyonun içinde kaybolmuşdu.Oyunu kuralına göre oynadığını sanıyordu. Yanılıyordu. Çünkü bu oyunu çok büyük menfaatlerle  ondan çok daha iyi oynayanlar vardı.

Bir daha hiç görmedim Başkanı. Öldüğünü söylediler.Üzüldüm. Cenazesinde kendi aralarında espri yapan arkadaşları şöyle konuşuyorlardı:

-         Öldüğüne inanmıyorum. O yukarıdaki ne de kazık atmıştır. Bakarsın birden tabutun içinden fırlayıp hepimize çabuk-çabuk konuşması ile:

-         İnandınız mı beyler öldüğüme. Ben büyük adamım herkes benden çekinir. Büyük insanlar kolay ölmez..diyecek bizlere.

Sevimli küçük üç kağıtları beni o kadar etkilemişti ki..Bulunduğu mevki nedeniyle ve büyük hırsızların yanında Başkan komiklik yapan ve herkesi güldüren küçük bir çocuk gibi kalırdı.

Kendince bozuk düzene böylesine başkaldırırdı.Akıllı –uslu olsa yeri çok daha yükseklerde idi.Küçük oynaması düzenin adamı olmasını da sağlayamamıştı.O küçük insanları kullanırken,asıl büyük adamlar onu kullanıyordu.Farkındamıydı bilinmez.

Başkanın ölümüne Av. Mahirle ikimizin dışında pek üzülen olmadı.Çocuksu ve içten tavrı beni çekmişti.

 

Zaman-zaman Odada onunla yaşadığım traji-komik olayların etkisiyle dudağımda bir gülümseme belirir,tezgahtan kucağına alamadığı karpuzu görür gibi olur,hala bir köşe başında  patt diye  önüme çıkacağını ve kendini kasarak şu sözleri söyleceğini  düşünürüm:

- Ben Büyük adamım Mahir.Asla bir karpuza tav olmam. Büyük adamım.Bu Oda’da herkes benden çekinir.

 

 
Diğer Yazılarım
kemandan kemençeye
Arapoğlunun Ölümü
Yenikapı Hikayeleri Giriş
Ah Güzel İstanbul
Guguk Kuşu
Beyaz Karıncaların düş Gördüğü Yer
figuran
Mahir ile Kambur
Öyle Bir Hikaye
Kemandan kemençeye 2.bölüm
İstanbulun Orta Yeri
Müşavir
Umbor Memet ve Gökkuşağı
Akerdeon Çalan kız
Anılar özeti
İstanbul üzerine çeşitlemeler
Hangi Birin anlatsam
annem
Erol Erkan
Ordunun dereleri
Bir İstanbul Türküsü
İstanbul Kanatlarımın Altında
Gazi ve Büyük Kulüp
Onat Kutlarla sinema muhabbeti
Olmadı Can Dündar
Patlamayı seyreden insanlar
Leonard Cohen ve dibekli Han
Avrupanın orta yeriİstanbul
Kadıköyün Orta yeri opera
Yazamadıklarımız
Bir İstanbul Türküsü
Uzakdoğu Anıları
Refik Durbaş ve Yenikapı
Baltalar Elimizde
şakirbey
ahhgüzel istanbul
hangi halkla AB
ONAT KUTLAR
gazi ve büyük kulüp
Ahhh hürriyet
tango bıyık
topal sadi2
Yitik gençlimin izinde
İstanbul kaçış
hangi köşe yazarları ile AB
başbakan ve köşe yazarları
Suna kan
karakolda2
 
 
Diğer muktesebatlarda olduğu gibi,Hukumuz da AB kriterlerine göre düzenlenmiş,ancak hiçbir yanıt ve parasal destek alınmamıştır.Adliyeler için alınan yeterli olmayan miktadrlar da anlamsız işlerde kullanılmıştır. Örneğin UYAP adı verilen bilgisayar sistemi kesinlikle iyi sonuç vermemiştir.Bu konuda ayrıntılı yazılarımızı sürüdüreceğiz. işlemeyen bu sistem yerine apartamadan bozma adliye binaları yenilenmelidir.
Cumhuriyet gazetesi
Milliyet gazetesi
ITO gazetesi
Baro dergisi
Vatan gazatesi
Yeni asır gazetesi
Öz hakikat dergisi
Dünya Gazetesi
Diğer gazeteleri