BÜYÜK KULÜP’DE ZAMAN YOLCULUĞU
İnsanı mutlu eden çiçek demetleri vardır. Bir demet karanfil,mimoza,şebboy,çiğdem çiçeği,yasemin,gül…Demeti alan mutludur. Alan bir diğerine verir. O da başkasına... Çiçekçileri itina ile jelatinlere sararlar.Üzerlerine sarı-beyaz kurdelalar. Saksılar içinde,kırmızı,eflatun,sarı,yeşil renklere bürünmüş binlerce çiçek demeti elden ele dolaşır.Çiçek demetleri bir mutluluk zinciri oluşturur.
Anılar da öyle. Anıların da demetleri vardır. Somut değildir anılar. Dokunamazsınız,elden ele geçmez amma, belleklere nakış gibi işlenir. Çiçek demetleri solar ,anıların demetleri yıllar-yılı tazeliğini korur.
Geçtiğimiz yılda 125. kuruluş yılını kutladığımız Büyük Kulübümüz de öyle.1892 yılında İngiliz lövanteni Sir James Radison tarafından kurulan Cercle d’Orient şu anda Dünyanın en eski kulübü. Yaşayanların; yıllarını bu yuvada geçirmiş, saçları grileşmiş, bakışları yorgunlaşmış bizlerin,Büyük Külübün eski üyelerinin ne güzel anıları vardır. 70 li yıllarda Celal Bayar köşkünün tahta iskeleli rıhtımından başlayıp,yan sokaktaki Kayıkçı Neşko’dan kayık kiralayıp balığa çıkmaktan, tramplenden tertemiz denize atlamaktan, Baron restorandaki yemekler,ve Smokinlerle tangoların yapıldığı Cumhuriyet ve yılbaşı balolarına uzanan nice anılar.
Geçmişe yolculuk için anılarımıza,geleceğe uzanmak için hayallerimize ihtiyacımız var.Hayalleri gençlere bırakarak,bizim gibi saçları kırlaşmış okuyucularıma anılardan bir demet sunmak istiyorum.
İlk demet, Kulübün en eski üyelerinden şimdilerde 92 yaşını doldurmuş,Babamın anıları..
On senedir alzemheir hastası Babam .Son yıllarda artık hiçbir şey hatırlamaz oldu. Özellikle yanındakilere büyük ıstırap veren kötü bir hastalık.Hayatını, onurlu,dürüst,hukuka ve kurallara bağlı geçirmiş,92 yıllık yaşamıyla Büyük Kulübün şu anda en eski üyesi..Neredeyse 60 yıldan fazla ,günlerinin büyük kısmı Büyük Kulübün çatısı içinde akıp gitmiş. Vakur,sade,yatağında akan bir ırmak gibi.
Babam uzun bir süredir hastalığı nedeniyle yatağa bağımlı yaşıyor.
Eski anıları hiç unutmaz bu hastalığa yakalanan… Geçmişi bütün ayrıntıları ile yaşar. O güzel yakışıklı,İtalyan aktörlerine benzeyen ( Ben onu Vittioria Gasman’a benzetirdim) Babam şimdilerde yalnızca Çiftehavuzlar’daki Celal Bayar köşkündeki anılarıyla yaşıyor.
Onu mutlu eden yalnızca Büyük Kulüp’de yaşadığı günler ve geçmişin getirdiği Büyük Kulüp rüzgarıdır.
Yastığında biraz doğrulur. Bakıcı kadın ağzına pipetle suyunu ve yemeğini verir.Sonra dalar gider geçmişin anılarına.
Belki oyun salonunda hararetli bir biriç partisindedir.Karşısında büyük olasılıkla Oğuz Karahan,AvNevzat Bey…Dr. Seyfi Basa var.Belki de bir turnuva... Hilmi bey karşısındaki ortağına kendinden emin bir şekilde gözlerini kısarak:
- Pik veya iki kör der.
El açar. İtina ile kağıtlar takip edilir. Benim uzaktan geldiğimi görmez bile. Şef Hakkı Bey itina ile beni uyarır:
- Münir Bey, hakim Bey kaybediyor ilk kez .Fazla yanaşma.
Ancak Annemin mesajını iletmek zorundayım . Kulağına hafifçe mırıldandım:
- Baba akşam yemeğine Halamlar gelecekmiş.
Babam ritüel otoriter tavrını hiç bozmaz..
-Oyunu bırakamam oğlum. Söyle Kulübe gelsinler.
- Baba Annem evde yemek hazırlamış.
Babam biriç tutkusunun büyüsünden bir-an sıyrılıp,hafifçe kızarak,sesini de bir ton yükseltip:
- Oğlum söyle Annene . Burası bizim ikinci evimiz.
Biriç ve Büyük Kulüp…. Hayatının vazgeçilmez iki olgusudur.
Sevgili Babam ,Bindokuzyüzlü yılların sonuna doğru , o menhus hastalığa yakalandı. Artık Külüp’de devamlı huzursuz ve herkesle kavgalı idi.Seyfi Basa ile bir hiç yüzünden kavgasını çok iyi anımsarım.
Nitekim bir süre sonra tümüyle içine kapandı. Kulübe hiç gitmez oldu.İlerleyen yıllarda her şeyi unutup sadece Büyük Kulüp anılarıyla yaşamaya başladı. Bitmeyen tekrarlarla hep Kulüp anılarını anlatmaya koyuldu. Daha sonrada beni mübaşir sanmaya başladı. Anılar bitince birden sertleşir,Adliyedeki günlerine dönerek, Ağırceza Mahkemesi Başkanı Hakim Hilmi Göker olurdu.. Daima kararının arkasında olan tavizsiz,korkusuz hakim gibi hakim. Gerçek adaleti arayan ve dağıtan, bir şovalye…veya Cervantesin hakim Donkişotu..Ve bana hırsla seslenir:
- Getir oğlum ,Nazmi dosyaları….
- Ne dosyaları Baba diyemezsin . Sinirlenir,bagırmaya başlar. O anda mübaşiri oynamak zorundasınız. Önceden hazırlıdığım dosyaları getiririm.
- Buyur Hakim bey,yarınki duruşmaların dosyaları.. O anda bütün hırsı geder. Bir çocuk gibi sakinleşir. Sanki ağlayan çocuğa oyuncakları verilmiştir.Dosyaları kucağına alır,onları okşar,sever. İtinayla yarınki duruşmaya hazırlanır. Sonra dosyalar kucağında derin düşlere dalar ve öylece uyur-gider
Hakim Hilmi Göker neler yaşamıştır. Büyük Kulüpte.. Ceza verdiği arkadaşlarının dahi cezalarını tecil etmemesi günlerce konuşulmuştur..En yakın dostları bile:
- Aman bizim dosyamız Hakim Hilmi Bey’e düşmesin der..
Yine mahkum ettiği bir hırsız, ,kızgınlıgından tahliye olduktan sonra ilk işi Haki Bey’in Kalamış’daki evini soymak olmuştur.Buna rağmen enağır cezaları vermekten korkmaz ve çekinmez.. Bu olay günlerce yapılan espriler eşliğinde konuşulmuştur Büyük Kulüp’de
1938 li yıllardaİstanbul aristokratı Annemle evlenmiş, Boğazda yalı da oturup kemanla Mozart çalan Annem yıllarca Karadenizde Hakim Bey’in yanında Karadeniz kasaba-kasaba dolaşmıştır. 1958 lerde İstanbul’a gelmişler. Büyük Kulüp’le ilk tanışması Beyoğlun’da o zamanki binasında olmuş. Şimdilerde Emek Sinemasınının bulunduğu büyük blok. İstanbul’un nüfusunun en çok bir buçuk milyon olduğu o yıllarda, Pera’da Büyük Kulübün kapısında beklediğimi çok iyi hatırlıyorum.
Sonraki yıllarda. Herhalde 1970 yılları falandı. Yazlığa Çiftehavuzlardaki,şimdiki Kastelli binalarının tam karşısındaki apartmana taşındık. Kurtuluştan- Çiftehavuzlara… Tahta iskeleli Büyük Kulüp… Belki de üye sayısı en fazla ikiyiz elli kişi. Yazlık olarak Celal Bayar ‘ın köşkü kiralanmış.Ön ayak olanlar Babam,Sahir Bey ve unutulmaz Başkan Raif Dinçkök Tahta tramplenden çocuk heyecanıyla pırıl-pırıl denize atladığımı hatırlıyorum Çiftehavuzlar’daki yazlık köşkde. Sonra Babamın hakimlik ve Karadenizlilikle karışık otoriter sesi:
- Oğlum dikkat etsene,Burası Büyük Kulüp, Bir daha getirmem Haa.
Yaramazlık yaptığımda bu sesi hep duyardım.
Babamın arkadaşları,Çoğu rahmetli oldular. Raif Dinçkök,Melih Caculi,İhsan Erez,Oğuz Karahan,Nedim Demirel,Yaşar Keçeli,Sahir Kurutluoğlu…Seyfi Basa ..ve Handan Kaftancı. Herhalde Büyük Kulüp’ün en iyi biriç oynayan kişilerinden biri idi.Hatta rahmetli dostları onun bu konuda bir virtiöz olduğunu söylermiş.Bizim yaşlarda değerli Başkanımız Duran Akbulut ve sevgili Metin ( Baylav) iyi bilir babamın biriç ustalığını..
Büyük Kulüp’de Babamla zaman yolculuğunda bir anı daha yüreğimi kaplamış. O zamanların en ünlü müzisyenleri Arjantili tango ustaları Gardel ve Piazzola müziği eşliğinde,Şecaattin Tanyerli ya da Engin Ege’nin o hüzünlü sesleriyle Çiftehavuzlar’daki yazlık mekanda yapılan tangolar…
O düşlerde tahta iskeleli Büyük Kulüp’ de Ayşegül Nadir de vardır. Babası Hasan Tecimer ihracatçı idi. Babamın yakın dostu olduğunu hatırlıyorum.. 1970 yılların başında İstanbul’un nüfusu iki milyon.. Tül perdeli Kadıköy-Karaköy vapurlarında iyi giyimli insanlar birbirini selamlarken,akşamları Büyük Kulüp’de ,Sahir Bey (Kurutluoğlu) Seyfi Basa,Oğuz Karahan İhsan Erez,Erdem Gökmen ile biriç oynamak zevki..Sonra şimdiki yeni yapılan camlı binanın yerindeki ağaçlar altında viski-soda muhabbeti…
Yakın arkadaşı İstanbul Beyefendisi halen Kulübümüzün Meclis Başkanı Orhan Yüce ile tatlı sohbetler yapardı..O sohbetlerin küçük bir dilimini yıllar sonra Orhan Bey’den dinledim:
- Babanın erişilmeyen dürüst,onurlu ve aristokrat bir yapısı vardı Münir.. Onu ilk tanıdığım yıllarda Milli Koruma Savcılığı yapıyordu.Yetmişli yıllardı galiba.Hiç kimseye eğilmedi. Daima dürüst ve onurlu hakim olarak hatıralarda kaldı.Onunla iftihar et. İyi bir adı var.
Son on yıldır yatağa bağımlı olarak kulübe hiç gidemedi. Bu yüreğinde tarifi olanaksız bir yara açtı. Kulübü kaybetmek evladını yitirmek gibi bir acı kaldı içinde.
Bu bağlamda son günlerde hiçbir şeyi hatırlamıyor artık .Otoriter hakim sesi ile:
-Getir çabuk dosyaları da diyemiyor.
Beni işaretle yanına çağırıyor. Gidiyorum. Daha da eğilmemi istiyor. Kulağımı ağzına iyice yanaştırıyorum. Belli belirsiz bir sesle şu kelimeler dökülüyor ağzından:
KULÜP,KULÜP,KULÜP…
Bu haliyle de olsa kendisini Büyük Kulübe götürmemi istiyor.Belki son arzuları ..
Dostlarına,eski arkadaşlarına danışıyorum. Özellikle onu çok iyi tanıyan Metin Baylav ve Erdem Gökmen
- Sakın Haaa,diyorlar. Hepimiz üzülürüz.
Düşünüyorum..Son bir kez götürsem mi ,sevgili Babamı Büyük Kulübe..
Karar veremiyorum.